15 Ağustos 2018 Çarşamba

'Frekansımız uyuşmadı'

Merhaba millet. Gerçekten uzun bir ara vermiş bulundum ve üzgünüm. Evlendim ve koşuşturma nedeniyle hiç buralara bakamadım. Ama bu süreçte işten atıldım ve haliyle bunu bir çok iş görüşmesi takip etti. Bugünkü konumuz kovulmam.
Ocak ayında tekstil üzerine süreli yayın yapan bir dergide iş başı yaptım. Girdiğiniz işte ilk  ay içerisinde orada çalışıp çalışamayacağınızı, size uygun olup olmadığını anlarsınız. Çalışma arkadaşlarıma ve patronlarımın ikisine kanım kaynamıştı. Keyifli çalışıyor ve halimden memnundum. Öncelikle şunu da anlatmalıyım ki konunun devamında gerekli olacağını düşünüyorum. Söz konusu dergi herhangi bir yayın grubuna ait değil. Bu da kişi firması anlamına geliyor. İşe alım süreçleri iki aşamalı gerçekleşiyormuş. Önce ortaklardan biri ve baş editör görüşüyor onlardan geçerse asıl söz sahibi gibi görülen diğer ortak ikinci görüşmeyi yapıyormuş. -muş'lu anlatıyorum çünkü ben ilk görüşmenin ardından işe alındım. Söz sahibi olarak görülen diğer ortağa Orhan ismini verelim çünkü lazım olacak.
İlk günümde ortaklardan ikisi ve diğer çalışanlarla beraber toplantı yaptık ve benden beklentilerini dile getirdiler. Ben de kendimi tanıttım. Daha önce dediğim gibi Orhan beyle görüşme yapmamıştım. Ama söyledikleri beni şoka uğratmıştı. "Yine mi kadın aldınız, kadınlar matinesine döndü burası. Ben erkek çalışan alacaktım!" Anlam verememiştim. Baş editör hamileydi ve ondan işi öğrenip görevlerini devir almam için beni işe almışlardı. İşe girdiğim zaman henüz sözlüydüm ve açık yüreklilikle nişanım olacağını ve yaz aylarında düğünümüzü düşündüğümüzü ancak henüz tarih belirlemediğimizi ve haliyle izin isteyeceğimi söylemiştim peşin peşin. Bu koşullarla ben çalışmayı onlar da beni çalıştırmayı kabul etmişlerdi. Bu detayları da verdikten sonra sürece devam edebilirim...
Yazılan her haber Orhan beye onaya gönderiliyordu. Sektöre fazla hakim olmadığım için yapılması gereken revizeler varsa geri gönderiyordu. İlk haftamda TÜİK verilerine dayanarak tekstil makine ve parçalarına yönelik ithalat-ihracat haberi yazmamı istedi. Bu onun sınama haberlerinden biriymiş sonradan öğrendim. Benden önce çalışan bir editör bu haberle baş edemediği için artık çalışmıyormuş. Daha önce benzer bir haber yazmamıştım bu yüzden zorlandım ancak üstesinden gelebildim. Ardından da onaya gönderdim. Ertesi gün yine bir toplantı yaptık ve "Haber yazma konusunda başarılısın bu açıdan seninle zorlanmayacağız. Sektörü tanımak sadece biraz zamanını alacaktır." dedi. Her şey çok güzel gidiyordu. Haberlerim Orhan beyden nadiren geri dönüyor. Derginin basımı eğer gecikiyorsa bu bizim yüzümüzden olmuyordu. Fazla mesaiye kalmıyor, maaşları zamanında alıyor ve çalışma ortamından ve işimden oldukça keyif alıyordum. Bir tek Orhan beyi çözememiştim takılıyor mu laf mı sokuyor belli değildi. Günü gününü tutmuyordu vs. Ama özünde iyi biri gibiydi... Belki de öyledir bilemiyorum...
Düğün tarihim belli olunca nikah tarihi almak için izin istemek pek kolay olmadı. Bir kere de hastalandığım için izin istemiştim. Balayı iznini isterken de çok zorlanmamıştım ancak konu yine 'erkek çalışan' tercihine döndü çünkü erkeklerin ne evlilik ne hamilelik ne de süt izni gibi 'sorunları' vardı. Kaçıncı devirdeysek bunları sorun olarak görüyordu. İşe ihtiyacım vardı halimden genel olarak memnundum ve ses çıkarmıyordum.
Her şey benim açımdan güzel gidiyordu dediğim gibi. Orhan bey ve diğer ortağı Kahramanmaraş'ta fuardalardı. Bizde ofiste çalışıyor ve yazdığımız tüm haberleri onayına gönderiyorduk. Bir gün çıkışa bir kaç dakika kala baş editörü aradı ve iş feshi belgesi gönderdiğini ve çıkmadan bana imzalatmasını istedi. Tüm ofis neye uğradığımızı şaşırdık. Hiç bir sebep, açıklama yapmadı. Tartışmamıştık, ters düşmemiştik. Bir sebep aradık ancak kimse bulamadı. Ben de bulamadım. 15 gün daha çalışacaktım. İş görüşmelerine gidebilecektim. Bir kaç kez görüşmeler için izin aldım. Evrakları imzaladığım ilk hafta iznimi toplu kullanabileceğimi söyledi ancak kabul etmedim. İş görüşmesi çıktığında gidemeyebilirdim ve uygun dille aktardım. Hala şehir dışındaydı ve çalışmaya devam ediyorduk. Ama artık haber yazımını daha ağırdan alıyordum. İşteki son günümde şehir dışından geldi ve direk odasına girdi, kapısını kapattı. Çıkış saatine kadar da hiç odasından çıkmadı. Saat 18.00 olduğunda herkesle vedalaştım ve odasına girmeye karar verdim. Herhangi bir açıklama, neden, sebep istiyordum. Bana söylediği tek şey "Frekansımız uyuşmadı" oldu. Hala anlam veremiyorum. Benimle evlenmeyeceksin, sevgili veya arkadaş olmayacaksın bu yüzden frekansa ihtiyacın yok zaten! İşi yapıyor muyum, haber yazabiliyor muyum, sektörü öğrenebiliyor muyum bunları göz önüne almalısın. Frekans nedir ya? Düğünüme 1 ay kala işten böyle çıkarıldım. Hala işsizim ve hepsi birbirinden trajikomik iş görüşmeleri yapıyorum ve hiçbir işverenle ikinci görüşme aşamasına henüz geçemedim. Umarım bu makus talihim döner...
Siz benzer bir açıklama ile kovulmuş muydunuz yoksa frekans uyuşmamasından kovulan tek kişi ben miyim? Öğrenmek istiyorum. Yazarken hala bana komik gelebiliyor umarım keyif almışsınızdır. Görüşmek üzere...
Devamını Oku »