15 Ağustos 2018 Çarşamba

'Frekansımız uyuşmadı'

Merhaba millet. Gerçekten uzun bir ara vermiş bulundum ve üzgünüm. Evlendim ve koşuşturma nedeniyle hiç buralara bakamadım. Ama bu süreçte işten atıldım ve haliyle bunu bir çok iş görüşmesi takip etti. Bugünkü konumuz kovulmam.
Ocak ayında tekstil üzerine süreli yayın yapan bir dergide iş başı yaptım. Girdiğiniz işte ilk  ay içerisinde orada çalışıp çalışamayacağınızı, size uygun olup olmadığını anlarsınız. Çalışma arkadaşlarıma ve patronlarımın ikisine kanım kaynamıştı. Keyifli çalışıyor ve halimden memnundum. Öncelikle şunu da anlatmalıyım ki konunun devamında gerekli olacağını düşünüyorum. Söz konusu dergi herhangi bir yayın grubuna ait değil. Bu da kişi firması anlamına geliyor. İşe alım süreçleri iki aşamalı gerçekleşiyormuş. Önce ortaklardan biri ve baş editör görüşüyor onlardan geçerse asıl söz sahibi gibi görülen diğer ortak ikinci görüşmeyi yapıyormuş. -muş'lu anlatıyorum çünkü ben ilk görüşmenin ardından işe alındım. Söz sahibi olarak görülen diğer ortağa Orhan ismini verelim çünkü lazım olacak.
İlk günümde ortaklardan ikisi ve diğer çalışanlarla beraber toplantı yaptık ve benden beklentilerini dile getirdiler. Ben de kendimi tanıttım. Daha önce dediğim gibi Orhan beyle görüşme yapmamıştım. Ama söyledikleri beni şoka uğratmıştı. "Yine mi kadın aldınız, kadınlar matinesine döndü burası. Ben erkek çalışan alacaktım!" Anlam verememiştim. Baş editör hamileydi ve ondan işi öğrenip görevlerini devir almam için beni işe almışlardı. İşe girdiğim zaman henüz sözlüydüm ve açık yüreklilikle nişanım olacağını ve yaz aylarında düğünümüzü düşündüğümüzü ancak henüz tarih belirlemediğimizi ve haliyle izin isteyeceğimi söylemiştim peşin peşin. Bu koşullarla ben çalışmayı onlar da beni çalıştırmayı kabul etmişlerdi. Bu detayları da verdikten sonra sürece devam edebilirim...
Yazılan her haber Orhan beye onaya gönderiliyordu. Sektöre fazla hakim olmadığım için yapılması gereken revizeler varsa geri gönderiyordu. İlk haftamda TÜİK verilerine dayanarak tekstil makine ve parçalarına yönelik ithalat-ihracat haberi yazmamı istedi. Bu onun sınama haberlerinden biriymiş sonradan öğrendim. Benden önce çalışan bir editör bu haberle baş edemediği için artık çalışmıyormuş. Daha önce benzer bir haber yazmamıştım bu yüzden zorlandım ancak üstesinden gelebildim. Ardından da onaya gönderdim. Ertesi gün yine bir toplantı yaptık ve "Haber yazma konusunda başarılısın bu açıdan seninle zorlanmayacağız. Sektörü tanımak sadece biraz zamanını alacaktır." dedi. Her şey çok güzel gidiyordu. Haberlerim Orhan beyden nadiren geri dönüyor. Derginin basımı eğer gecikiyorsa bu bizim yüzümüzden olmuyordu. Fazla mesaiye kalmıyor, maaşları zamanında alıyor ve çalışma ortamından ve işimden oldukça keyif alıyordum. Bir tek Orhan beyi çözememiştim takılıyor mu laf mı sokuyor belli değildi. Günü gününü tutmuyordu vs. Ama özünde iyi biri gibiydi... Belki de öyledir bilemiyorum...
Düğün tarihim belli olunca nikah tarihi almak için izin istemek pek kolay olmadı. Bir kere de hastalandığım için izin istemiştim. Balayı iznini isterken de çok zorlanmamıştım ancak konu yine 'erkek çalışan' tercihine döndü çünkü erkeklerin ne evlilik ne hamilelik ne de süt izni gibi 'sorunları' vardı. Kaçıncı devirdeysek bunları sorun olarak görüyordu. İşe ihtiyacım vardı halimden genel olarak memnundum ve ses çıkarmıyordum.
Her şey benim açımdan güzel gidiyordu dediğim gibi. Orhan bey ve diğer ortağı Kahramanmaraş'ta fuardalardı. Bizde ofiste çalışıyor ve yazdığımız tüm haberleri onayına gönderiyorduk. Bir gün çıkışa bir kaç dakika kala baş editörü aradı ve iş feshi belgesi gönderdiğini ve çıkmadan bana imzalatmasını istedi. Tüm ofis neye uğradığımızı şaşırdık. Hiç bir sebep, açıklama yapmadı. Tartışmamıştık, ters düşmemiştik. Bir sebep aradık ancak kimse bulamadı. Ben de bulamadım. 15 gün daha çalışacaktım. İş görüşmelerine gidebilecektim. Bir kaç kez görüşmeler için izin aldım. Evrakları imzaladığım ilk hafta iznimi toplu kullanabileceğimi söyledi ancak kabul etmedim. İş görüşmesi çıktığında gidemeyebilirdim ve uygun dille aktardım. Hala şehir dışındaydı ve çalışmaya devam ediyorduk. Ama artık haber yazımını daha ağırdan alıyordum. İşteki son günümde şehir dışından geldi ve direk odasına girdi, kapısını kapattı. Çıkış saatine kadar da hiç odasından çıkmadı. Saat 18.00 olduğunda herkesle vedalaştım ve odasına girmeye karar verdim. Herhangi bir açıklama, neden, sebep istiyordum. Bana söylediği tek şey "Frekansımız uyuşmadı" oldu. Hala anlam veremiyorum. Benimle evlenmeyeceksin, sevgili veya arkadaş olmayacaksın bu yüzden frekansa ihtiyacın yok zaten! İşi yapıyor muyum, haber yazabiliyor muyum, sektörü öğrenebiliyor muyum bunları göz önüne almalısın. Frekans nedir ya? Düğünüme 1 ay kala işten böyle çıkarıldım. Hala işsizim ve hepsi birbirinden trajikomik iş görüşmeleri yapıyorum ve hiçbir işverenle ikinci görüşme aşamasına henüz geçemedim. Umarım bu makus talihim döner...
Siz benzer bir açıklama ile kovulmuş muydunuz yoksa frekans uyuşmamasından kovulan tek kişi ben miyim? Öğrenmek istiyorum. Yazarken hala bana komik gelebiliyor umarım keyif almışsınızdır. Görüşmek üzere...
Devamını Oku »

4 Kasım 2017 Cumartesi

Anlamsız boş bakışlar

Merhaba, bugünkü yazımda size son iş görüşmemi anlatacağım.
Her zamanki gibi ismini paylaşmayacağım bir internet sitesine editörlük pozisyonu için başvurmuş ve görüşmeye gitmiştim. Sonuçta haber yazılacak ve mevcut haberlerin de redaksiyonu yapılacak. Sözün özü affınıza sığınarak söylüyorum öğrenilemeyecek bir şey değil ama hiç bilmeyen birinin de hemen yapabileceği iş değil.
Benim anladığım adamlar da yetiştirmek için insan aramıyorlardı. 'Hiç editörlük yaptın mı?', 'Ulusal kanallarda çalıştın mı?', 'Gazetecilik deneyimin var mı?' gibi sorular sordular. Öz geçmişime azıcık bakıp çağırsalardı zaten o pozisyon için yeterli deneyime sahip olduğumu göreceklerdi. Neyse konumuz bu değil.
Bu tarz sorular yöneltilince öz geçmişimi incelemediklerini anladığımı yüzlerine vurarak kendimden ve deneyimlerimden bahsettim. Ardından konu hemen ücrete geldi. Görüşmeyi yaptığım kişi açık yüreklilikle maaşın 1.500 TL olduğunu belirtti. Yazının başında işte bu yüzden bahsetmiştim uzun uzun yapılacak işin niteliğinden, aradıkları çalışan profilinden. Yetiştirilecek editör alsalar önerdikleri maaşı bir abayla mantık çerçevesine oturtabilirdim lakin deneyimli birisine önerilecek ücret değil bence.
Görüşmeyi yaptığım kişi ile aramda geçen kısa ama öz diyaloğu tabii ki sizlerle paylaşacağım.

Ben: Söylediğiniz maaş asgari ücret düzeyinde!
O    : Asgari ücret 1.404 TL. (Bu sözü ile kendince asgari ücret vermediklerini daha fazlasını verdiklerinin altını çizmek istiyor.)
Ben: Vasıfsız eleman arıyorsunuz
O   : Anlamsız boş bakışlar...

Ve konuşmamız böylelikle bitti. Ben ise teşekkür ederek çıktım.
Son mülakatım böyle de saçma bir şekilde geçti ve gitti. Sizin de benzer görüşmeler deneyimlediğinizi tahmin edebiliyorum. Lütfen yorumlarda benimle paylaşın ki yalnız olmadığımı somut bir şekilde görebileyim. Yazımı okuduğunuz için teşekkür ederim. Gününüz güzel geçsin...
Devamını Oku »

1 Mayıs 2017 Pazartesi

'Hanım, bey' demekle kurumsallık oluşsaydı...

Tekrar merhaba,
Bir önceki postumda işsizlik serüvenime şimdilik ara verdiğimi belirtmiştim. Henüz 7 hafta kadar oluyor işe başlayalı. Lakin benim hissettiğim 15 yıl. Tamam biraz fazla abartmış olabilirim ama ne demek istediğimi bence anladınız. İş yerinizde huzurlu değilseniz ve yeni işinizden veya işinizin çeşitli koşullarından memnun olmazsanız o işte ömrünüzü çürütüyormuş gibi hissedersiniz. İşte benim yeni işim de öyle bir şey.

Gelelim ne işine başladığıma. Eğitim yayıncılığında editörlük yapıyorum. Yani okul derslerine yardımcı olacak olan soru bankası, yaprak test, föy, konu anlatımlı kitap gibi ürünlerin editörlüğünü yapıyorum. İş fazlasıyla stresli fakat beni rahatsız eden şey bu değil. Zaten stressiz iş varsa lütfen söyleyin, ben mi bilmiyorum acaba o işleri?

Daha işe başladığım ilk haftamdı, giydiğim etek yüzünden uyarı aldım ki bence aşırı saçma. Zaten mini bir etek falan değildi ki öyle olsa bile 'herkesin hayatına kimse karışamaz' öyle değil mi?
Ama bunun öncesinde daha da rahatsız edici bir şey söyleyeceğim. Öyle bir iş yeri düşünün ki sabah 5 dakika geç kalmanızı akşam çıkışında telafi yaptırıyor. Çok dakikler anlayacağınız. Haliyle tuvalete gitmeniz bile göze gelebiliyor. Bu kadar dakik bir kurum geçen haftaya kadar editörlerine mesai ücreti yatırmıyordu. Burası da ayrı bir saçmalık. Dizgicilere mesai ücreti ödenirken editörlere ödenmemesi ayrı bir olay. Mesai saatlerin dışında fazla zaman harcayarak işine emek veriyorsan o mesai ücretin ödenmek zorundasın, nokta. Öyle bir atmosfer oluşturulmuş ki mola saatine 1 dakika kala yerinden kalkanı görmedim. Diyelim ki mola saatlerimizden biri 14.30. Kimse 14.29'da masasından kalkmıyor. Molada da saatin 14.40 olmasını beklemiyorsun 14.37'de ofise geri dönmek için ayaklanıyorsun. Anlayacağın molaya inmen ve dönmen de mola süren içerisinde.
Hiç abartmadan herkesin nasıl o ortama uyduğunu anlattım. Bir gün hepimize birden şöyle bir uyarı geldi: "Saat 18.00 olmadan bilgisayarını kapatan arkadaşlarımız var. Lütfen dakikalara dikkat edelim. Bir dakika size hiçbir şey kazandırmaz." E sana da bir şey kazandırmaz. Ki bence orada 1 dakika önce bilgisayarını kapatan falan da yoktu, gözdağı verildi: "Bu kadar dakik olmayın, çalışmaya devam edin..."

Bir de tuvalet mevzusu var ki evlere şenlik. Tam 4 kez tuvalet toplantısı yapılmış, ben sadece 2 tanesine denk geldim ve bence acınacak halde trajikomik bir hadise. 'Kurumsalız' diye gezinen bir kurumun tuvaletlerin temiz tutulup tutulmaması üzerine 4 oturum düzenleniyor ve tuvaleti pis tutanın kameralardan takibini yapıyorlarmış!!! Bu arada tuvaleti de temizleyen var mı emin değilim ama pek temiz olduğunu söyleyemicem. Tuvaleti kullanan çıkmadan önce komple oraları temizliyor.

Bir de 'x hanım, y bey' şeklinde hitap zorunluluğu var. Dizgiciler ve editörler olarak yaşlarımız 20-30 aralığında. Yani hemen hemen yaşıt sayılırız. Yazı işleri müdüresiyle konuşurken tabii ki 'hanım' hitabını sonuna eklersin ama çalışanların kendi aralarındaki konuşma şekline karışılmasının açıklaması şu: "Kurumsal değerler dahilinde 'hanım ve bey' hitabet şekline dikkat edilmeli." Kurumsallık sadece resmi hitap şeklini kullanarak oturtulabilseydi keşke.

Kurumsallığı 'hanım' ve 'bey' demekten ibaret sayan naçizane kurumumuz doktordan 5 günlük iznim olmasına rağmen kullandırtmadı. Yarım gün gönlünden koptuğu için izin verdi ve ertesi gün tekrar işbaşı yaptım. Neden? Çünkü kurumsallık!!! Bak yine ağzıma bir dolu küfür sıralanıyor lakin yazamıyorum. Bir de bu insanlar muhafazakar geçiniyorlar. Tuvalet oturumunu 'hepimiz inanan insanlarız' diye açan kurum hasta çalışanına doktor izni olmasına rağmen 'gelip, çalışmak zorundasın' diyor. O zaman 'muhafazakarız biz' diye dolanmayacaksın çünkü bu yaptığın ne İslam'a ne de insanlığa sığıyor!

Daha birçok şey daha yaşanırken, olanlara tek şaşıran benim sanırım çünkü iş yerindeki diğer çalışanlar hiçbir şeyi yadırgamıyor. 'Neden, Niçin?' diye sorduğumda ise: 'Sorgulamıyoruz. Ne denirse yapıyoruz' cevabını aldım. Bu çok korkunç. İnsansın sen ya düşünüp sorgulamak senin doğanda var.

Yukarıda onca yazdığımdan sonra iş yerimden hiç memnun olmadığımı belirtmeme gerek yok sanırım. İş bulana kadar dişime sıkacağım. Umarım ben istifamı basmadan başka bir iş bulabiliriz. Sizin iş yeriniz, üstleriniz ve çalışma arkadaşlarınız nasıl? Lütfen benimle paylaşın. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere hoşça kalın :)
Devamını Oku »

26 Mart 2017 Pazar

'Firmalar kapitalist sistemle yönetilirler'

Bir sürelik aradan sonra tekrar yazıyorum. İşsizliğim şimdilik son buldu ama hissediyorum ki bu işlilik süreci fazla uzun sürmeyecek.
İşsiz gezerken bir sürü söyleniyordum evet, şimdi de iş mi beğenmiyorum acaba diye düşünebilirsiniz lakin öyle değil. Ben sistemi beğenmiyorum. Modern kölelik çıktı çıkalı işverenler bu sistemi o kadar sevip benimsediler ki, tabiri caizse b*kunu çıkartıyorlar.
Şimdi size iş bulma serüvenimden biraz bahsedeceğim. İş arama portallarının her birinden deli gibi başvurularda bulunuyor çoğundan geri dönüş dahi alamıyordum ki hala hiç birinden dönüş olmadı. Bu süreçte toplam 2 firma ile görüşmeye çağırdı. İkincisi zaten şuan çalıştığım kurum.

İlkiyle başlayalım. Kurumlara sosyal medya pazarlamasında yardımcı olan bir ajanstı. Evime yakınlığı ve kurumsal görüntüsü beni cezbetmişti. Benim açımdan hiç bir olumsuzluk yoktu. Görüşmeye gittim. Yalnız firmanın da geri zekalılığı şu oldu; öz geçmiş çıktımda başvurduğum pozisyona bakmadan görüşmeye çağırmışlar. Görüşme de onların kafasındaki pozisyon doğrultusunda başladı. Görüşmenin ortalarına doğru bir yanlışlık olduğunu fark ettim ve dile getirdim. Fakat yine de benim için sorun yoktu çünkü iki pozisyon da mesleğim kapsamında yapabileceğim işlerdi.
Görüşmenin en can alıcı kısmı ücretin konuşulma faslı oldu sanırım. Bilirsiniz iş görüşmeleri hep politik çerçevede geçer. Siz politik olmasanız bile işverenler her zaman politiktir. Ben de politik olmaya çalışarak maaş beklentim hakkında yuvarlak ifadelerle cevap verdim. Son aldığım maaşın 'bir tık' üstünü almayı arzu ettiğimi dile getirdim. Karşımda oturan yetkili kimse ise "1 lira fazlası yani" gibi bir espri yapma gereği duydu kendince. Ve bana öğütte bulundu, "Görüşmeye gittiğin yerlerde maaş konusunda kesin ol" şeklinde. Ve eklemeden edemedi, "Kurumlar kapitalist sistemle yürürler. Çalışanlarını ne kadar az parayla çalıştırabileceklerine bakarlar." Evet evet gerçekten bu cümleyi aynı bu kelimeler ile kurdu. Ağzıma yine bir dolu küfür geliyor hepsini kapalı dudaklarımın ardında bırakıyorum. Sen cebini benim sayemde para ile doldur diye ben açlıktan ölecek değilim! Kapitalist sistem insanlığı, empatiyi ve gerçekleri görmeyi engelliyor sanırım. Gören de 5 bin TL istemişim sanacak. İşverenler bu süreçte ülkedeki pahalılığı bir anda unutuveriyorlar ya deliriyorum.
Görüşme bol güleryüzlü fakat alttan alta laf sokmalı geçti haliyle ama tek taraflı. Ah o iş görüşmelerinde lafı gediğine sokmayı o kadar istiyorum ki... İşsizlik işte.
Muhtemelen asgari ücretin 100 lira üstüne lisans mezunu ve bol deneyimli bir modern köle buldular ki kimse geri aramadı. Bir de görüşmenin sonunda yetkili kimsenin teşekkür ederek "Kelime aralarında istediğim cevapları aldım" demesine "Kelime aralarında aslında ne çok şey anlatılır değil mi?" cevabını verdim. Gülümseyip el sıkışarak ayrıldım oradan.
Bir sonraki yazımda girdiğim işi ve ilk 10 günlük süreçte görüşmede beyan edilenlerin büyük bir yalan olduğunu bu kısa sürede nasıl yaşayarak tecrübe ettiğimi anlatacağım.

Sizin iş görüşmelerinizde böyle açık sözlü olundu mu? Lütfen benimle paylaşın çok merak ediyorum. Mevcut sistemin çökmesi dileğiyle hoşça kalın.
Devamını Oku »

23 Şubat 2017 Perşembe

İnsanlıklı aileymiş vesselam

Bugünkü konumuz iş kıyafeti bakma zorunluluğu ve bu süreçte benim aracı bulmam.
Şimdi yeni mezun olduğunuzda artık görüşmelere stajyer olarak gidemeyeceğiniz için daha resmi giyinmeniz gerektiği ile yüzleşiyorsunuz. Hal böyle olunca siyah kumaş pantolon veya etek, beyaz gömlek vs arayışlarınız başlıyor. Ben de o dönem yeni mezunum, bir iki iş görüşmesine gidiyorum ama öyle aşırı resmi de giyinmiyorum fakat resmiyete geçmem gerektiğinin farkındayım.

O AVM senin bu çarşı benim geziyorum ama takıntılı bir insan olduğum için o çok basit gözüyle baktığımız siyah pantolon, beyaz gömleği bulmak benim için hayli zor oldu.
Bir gün annemle İstanbulumuzun güzide ilçelerinden birine gittik. Çarşıda mağaza ve butikleri dolaşıyoruz. Annem artık çıldırmış vaziyette alt tarafı kumaş pantolon alacam ne kadar zor olabilir ki...
Çarşıda dolanırken bir butiğe girdik. Butiğin sahibesi de tatlı mı tatlı genç bir hanımefendi. Bir yandan askıdaki kurcalarken bir yandan sohbete tutulduk. Butiği yeni açmış, bulunduğu ilçeye yeni taşınmışlar. Eşi elektronik/teknoloji sektöründeydi sanırım. Ben o zamanlar da dertliyim tabi; iş bulamıyorum. Kardeşi de yanlış hatırlamıyorsan reklam sektöründe çalışıyormuş. Butik sahibesi o kadar güler yüzlü, o kadar iyi kalpliydi ki eşinin medya sektöründe çalışan arkadaşları varmış, ondan bana yardımcı olmasını isteyeceğini söyledi. Eşinin mail adresini ve numarasını yazdığı kartı bana uzattı ve özgeçmişimi göndermemi istedi. Güle oynaya aldım tabi o kartı. Öte yandan hiç ümidim yok çünkü günümüzde kim tanımadığı insana elini uzatıyor ki... Ben eve döner dönmez özgeçmişimi güncelleyerek butik sahibesinin eşine gönderdim. Bir ümit belki yardımcı olur diye de düşünmeden edemiyorum. Umut fakirin ekmeği sonuçta.

Birkaç gün geçti bahsettiğim adam aradı "Bir arkadaşımın gastronomi üzerine sektörel dergisi var, onunla konuştum görüşeceksiniz, umarım bu iş olur" dedi. Ben heyecandan ve sevinçten havalara uçtum tabi. İnsanlıklı bir aileymiş vesselam.

Bu noktada ara bilgi vermezsem olmaz. Bahsettiği dergiye ben internet üzerindeki kariyer portallarından ve kendi sitelerine mail atarak daha öncesinde başvurmuştum ama geri dönüş olmamıştı. Hatta hiç geri dönüş olmadığı için son maili o kadar laubali yazmıştım ki işe başladıktan sonra umarım hatırlamazlar diye içimden geçiriyordum. Fakat iş arkadaşımın bilgisayarının masaüstünde o dosyayı görmüştüm. Görmek pek hoş hissettirmemişti.

Her neyse ben görüşmeye gittim, işi de aldım ama bu macera fazla uzun süreli olmadı. Fakat o kısa sürede yazabileceğim birçok şey başıma geldi. O yüzden kısa süreli gastronomik maceramı başka bir postta anlatacağım.

Yazıyı bitirmeden önce size de hiç tanımadığınız birisi iş bulmanızda yardımcı oldu mu çok merak ediyorum. Lütfen yorum kısmında benimle paylaşın. Ben o butik sahibesi ve eşini düşündükçe 'Dünya böyle insanların hatırına dönüyor' diye düşünüyorum. Ayrıca işe girip çıktından sonra teşekkür mahiyetli tekrar o butiğe gitmiştim fakat kapanmıştı. Çok üzüldüm. Umarım hayatta her şey gönüllerince olur...
Devamını Oku »

22 Şubat 2017 Çarşamba

İlk iş görüşmesi

Size iletişim mezunu olduğumu önceki postta belirtmiştim. Okuldan mezun olalı henüz 2-3 ay oluyorken ki halen diplomamı bile almamıştım (Bilenler bilir diploma 6 ay ila 1 yıl arasında ancak elinize geçer) başladım iş başvurularına. Öğrenciyken zaten medya sektöründe 2 senelik deneyimim vardı. Bence bu öyle azımsanacak bir durum da değil; sıfır deneyimle ve stajsız mezun olan arkadaşları düşünürsek.
Sektörel dergilere, gazetelere, internet portallarına, kanallara, ajanslara başvuru yapmaya başladım. Tabi yeni mezunken öyle şıp deyince iş bulamıyorsunuz. Hoş şu an bile bulamıyorsunuz ya neyse...

İstanbul'da lüks tüketim üzerine ürünler satan aynı zamanda da ürünlerinin reklamını ve tanıtımını yaptığı bir dergi çıkaran orta ölçekli bir kurumla görüşmeye gittim. bu arada şunu tekrar belirtmeliyim; taş çatlasın 3 aylık mezundum ve başvurularımı internet üzerinden yapıyordum. Yani hali hazırda özgeçmişlerimi öncesinde inceliyorlardı.

Velhasılıkelam ben bu lüks tüketim ve saat üzerine yayın yapan derginin yetkilisiyle görüşmeye gittim. Kendimi, mezun olduğum bölümü, yaptığım işleri anlattım. Yetkili beyefendi de derginin yayın sürecini, hedef kitlelerini, organizasyon şemasını açıkladı. Konuşma bir noktada bitti ve konu maaş/ücrete geldi. Baktım adamda tık yok herhangi bir rakam söylemiyor. Ben de açık açık söylemek istemiyorum ama konuşmak lazım. ık mık derken adam çıkardı ağzından baklayı: ASGARİ ÜCRET! Tamam yeni mezunken kimse 5 bin lira ile işe başlamayı beklemiyor ama vasıfsız eleman değilim ki o ücrete çalışayım. "Sizce fazla düşük değil mi?" diye sorduğumda ise asıl bomba diyolağa başladık.

Adam "Fazla deneyiminiz yok o yüzden bu ücreti uygun gördüm" dedi. Ben şok üstüne şoka uğradığım için tepki veremiyorum ama kan beynime hücum ederken tüm vücudumu ateş sardı. "Afedersiniz de diğer iş deneyimlerimi kısa süreli diye saymayabilirsiniz ama 2 sene x gazetesinde çalıştım" diyebildim. Adamın cevabı çok daha komikti; "İki yıl çok da uzun sayılmaz. Deneyiminiz yetersiz" deyiverdi. Ağzıma bir dolu küfür birikti ama çıt çıkaramadım sadece "Pardon da ben zaten yeni mezunum, mezun olalı 3 ay oldu, daha uzun çalışma deneyimini nereden bulabilirsiniz" sözcükleri döküldü ağzımdan. Adamsa gıcık edici bir şekilde karşımda sırıttı. Orada ağzıma gelen her şeyi sıralamayı çok isterdim ama teşekkür edip çıktım.

Bu benim ilk iş görüşmesi deneyimimdi. O gün anlamıştım bu iş kolay olmayacaktı. Az ücrete çok iş yaptıracak, eğitim düzeyiniz, yaptığınız işler umurlarında olmayacak işverenlerle muhatap olacağımı o görüşmeyle anlamıştım. Beni zorlu bir yolculuk bekliyordu. Bahsettiğim görüşmeyi yapalı 3 yıl oldu bu arada çeşitli işlerde çalıştım, birçok mülakata girdim. Karşıma gelen tavırlarda fazla bir değişiklik olmadı.

Siz de ilk iş görüşmesi deneyimlerinizi benimle paylaşırsanız çok mutlu olurum. Umarım sizinkiler daha iyi geçmiştir ama benimki gibi kötü deneyim edinenlerin de olduğunu görürsem yalnız olmadığımı görerek bir nebze mutlu olabilirim. Pamuk eller klavyeye yalnız bırakmayın beni :)

Devamını Oku »

21 Şubat 2017 Salı

Önce bir 'merhaba'

Bir merhaba demeden ne kadar süreceğini bilmediğim yayın hayatıma başlamamı bekleyemezsiniz. İçten bir kucaklaşma, sevgi gösterisi vs. zamazingolarını atlayarak size bu siteyi neden açtığımı ve asıl önemli soru; size ne anlatacağımı açıklayacağım.

Hazır mıyız? (Çünkü bu klavyenin başında çok merak uyandıran ve takip edilen biri var ki bu soruyu soruyorum!) Tabii ki ironiydi. :)

Şimdi asıl mevzuya gelmeden önce az da olsa kendimden bahsetmem lazım ki konuya hakim olabilesiniz.
Efenim, itiraf ediyorum; çok da ismi dağlar taşlar olmayan ama kötü de sayılmayacak bir üniversiteden mezun olalı 3 sene olacak. İletişim fakültesi öğrencisiyken dahi ulusal bir iki gazetede staj imkanı bulmuş idim- kapağı oralara atamadım orası ayrı- ve ayrıca mezun olduktan sonra da o deneyimleri staj değil de bildiğiniz sigortalı, maaşlı deneyim olarak gösteriyorum. Aramızda kalsın. (Kalmadı) (İnternete yazmışsın aramızda kalsını mı kaldı?) diye sorarlar adama! E haklısınız.

Neyse zevzekliği bırakıyorum. Yazdığım iki satırdan da belki sezmişsinizdir. Sizlere çoğunlukla işsizlik dönemlerimi, iş görüşmesi maceralarımı ve kuyu kazmalı, mobingli, yer yer keyifli, kısalı uzunlu iş deneyimlerimi anlatacağım.
Baktım olacak gibi değil, iş bulamıyorum. Ben de burada dert yanacağım. Umarım hazırsınızdır. Hazır olsanız iyi olur.


Sonuç: Kimse siteyi okumamış. Bir anonim blogcu şizofreniye bağlamış...
Ay umarım öyle olmaz. Çünkü olmasın!

Devamını Oku »